22 Kasım 2013 Cuma

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.

Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;



Bir boomads advertorial içeriğidir.

4 Kasım 2013 Pazartesi

Keşke Bir Dislike Butonu Olsa Mı Diyorsun? İşe Alındın!

Yavru kedi videolarını komik bulmuyor musunuz? Hapşıran panda videosu gördüğünüzde "Dislike" butonuna basanlardan mısınız? Beğeni seviyeniz yüksek mi? İzlediğiniz videoların izlenme oranlarından etkilenmeyip, dislike verebilir misiniz? Cevabınız evetse, Viplay'in Sahibi sizi arıyor olabilir.


Viplay'i yüksek zevklere hitap eden video içerikleriyle beslemek istediklerini söyleyen Viplay'in Sahibi, geçen hafta kısa bir film ile Viplay ekibinin başına geçecek bir kişiyi işe almak istediğini söyledi. Film çekimi sırasında eğitimli köpeklerini yanından ayırmayan iş adamı, çekim bittikten sonra prodüksiyon ekibine binayı terk etmeleri için 10 saniye tanıdı ve üzerlerine köpeklerini saldı :)

Alınacak kişiye rüya gibi bir teklif ve ayrıcalıklı bir hayat sunulacağından bahseden filmi izlemek ve başvurmak isteyenlere:  http://bit.ly/16SrOaF



Bir bumads advertorial içeriğidir.

2 Ağustos 2013 Cuma

28 Temmuz 2013 Pazar

Birkaç Ayın Özeti: Beni Özlediniz mi?

Adam akıllı bir şeyler yazalı ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ben en son Nisan-Mayıs diye hatırlıyorum. Birçok kişi bu kadar ara vermenin popülaritemi(!) etkileyeceğini söylese de beni merakla okuyan birkaç can vardır diye düşündüm, hani ölsem haberiniz olmaz hesabı.

Bu kadar süre içerisinde ne yaptım ne ettim ayağımı koyacak yer buldum mu anlatayım:

Kime ne yaptıysam ne beddua aldıysam bazı bazı işlerim sekteye uğradı. Her ne kadar pamuktan öte bir kalbimde olsa yine de yapmışım da bedelini alıyorum demek ki muhabbetine...

"İşlerden kasıt" ticaret yapmıyorum elbet; olmazlar oldu hayatımın büyüüüük bir parçası sorunlarla geldi geçti.

* Büyükbabamın vefatından sonra biraz toparlanamadım, anneme babama bir şey olacak da ben yetişemeyeceğim korkusu sardı zamansız. Malum neredeyse 1 senedir evime gidemedim. Onları daha sık arar oldum. Bu korku mu yoksa evham mı nedir bilemediğim şey bana uyku da uyutmadı. İnsomniac oldum.

* Çalışma alanında saldırıya uğradık, can kaybı olmasa da ağır maddi ve manevi kayıplar verdik. Yusuflar bize geldi, bir süre benden gidemedi. Çocukluğu boyunca evinde kavga olan ben deniz maksimum derecede etkilendim, ki etkilenmeseydim şaşardım.

* İş yerinde mevcut alt-üst göt yalama yarışına girmediğimden ötürü biraz dışlanır gibi oldum, kendi işime bakayım lan bana ne desem de bana da dokundular, kendimi tutamadım, carladım. "Mobbing" yapıyorlar diye ağızlarını yüzlerini dağıtıp şikayet etmek istedim ama yine La Havle'lere sığındım.

* En yakın arkadaşımın bir kaç evliyken boşanmasına tanık oldum. Boşandığına ayrı üzülürken, her gün dayak, işkence yediğini öğrenmek, dahası bunu saklamak zorunda kaldığını öğrenmek beni epey sarstı. Kocasına afillisinden bir küfür salladım, kızcağıza destek için şebekliğin alasını yaptım. Ve bir kez daha bol yıldızlı üniversitelerden mezun olmanın bir erkeğin içindeki insanlığa pek de faydası olmadığını anladım, sindirmeye çalışıyorum.

* Diğer yandan yıllardır bebek bekleyen arkadaşımın, hamile kaldıktan sonra, kocasının daha bir hayvan olduğuna tanık oldum. Erkeklerin dünyanın en bencil yaratıkları olduğunu bu noktada da kanıtladım. Ula insan evladı o çocuk senin de çocuğun en azından doktora beraber gidin!!!

* Zamanında benim altımda çalışan 24 yaşındaki gencecik arkadaşım 6 haftalık koma sürecinden sonra vefat etti. İçtiği tek bir ağrı kesici onu bizden aldı. Tanrı ailesine ve nişanlısına sabır versin. Dualarımdan başka diyecek bir şey bulamadım.

* İş değiştirmeye, belki de şehir değiştirmeye, hayatıma bir çeki düzen vermeye karar verdim-vermek üzereyim-o aşama zor biraz. Henüz netleşen bir şey olmamakla birlikte bekliyorum.

* Benden küçük 2 kuzenimin nişan, 1 kuzenimin düğün davetiyesini aldım ki arkadaşlarımı saymıyorum. Skor da Üsturupsuz-0 Elalem-736282 oldu. Anlaşılacağından, yaş oldu 27 hala bekar şeklinde, canıma yetti. Benim canıma yeterken, bizim beyin "toparlanalım biraz daha" demesi de yetti. "Beraber toparlanırız işte hacı, imzayı çak, düğün nedir ki, bizimkiler de bana sormasın artık!" demek istedim ama demedim.Buna benzer birkaç cümle sarf ettim gerçi full maksimum şirinlik paketiyle ama işlemediği kesin. Ben de artık bu işten vazgeçtim. Bunu söylemek zor olsa, vazgeçtim. Bizimkilere izne gidince açıklama yaparım belki de yapmam ama ben de vazgeçtim. Yanlış anlaşılmasın, sevmekten falan değil; artık gelecekle alakalı "benli" planlar yapmaya karar verdim, diyelim.

* Ramazan geldi, ilk günler neredeyse ilk 5 gün migrenim ağzıma etse de pek güzel geldi. Kilo alma riskime rağmen, şimdiye kadar fena gitmedi, inşallah Yaradan'da yukarıdan kabul eyler, dualarımızı görür.

Totalinde, yazdığım yazmadığım çok şey yaşadım. İlla ki herkes yaşadı, amma bana ilk kez biraz daha ağır geldi. Hayırlısı.

Az önce yataktan kalktım bundan mıdır yoksa oruçtan mı bilemedim, ben biraz daha yatayım.
Yoksa bunalıma mı giriyorum, uykuya düşmek bu kadar. Yooo yoooo bu da mı gol değil diyemem artık!

Hadi canlar, okuyan okumayan herkese mucuklar sucuklar.

Notte: Üniversite sınavını kazanan can kardeşlerim!Vişne Çürüğü  ve Mavi Hatun sizleri çok tebrik ederim!
Hep başarılı, hep can olun!!!

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Hani Facebook'ta iş yoktu?

Yenibiris.com’un yeni uygulamasını duydunuz mu? Facebook profiliniz üzerinden bir tıkla bağlanacağınız insankaynaklari.com, profesyonel iş ağı oluşturarak size en uygun işi, en kısa sürede sunmakla görevli!

Facebook, sizin de dahil olduğunuz, 32 milyon kişinin üye olduğu geniş bir sosyal ağ! Bu sosyal ağda arkadaşlarınız, arkadaş olmak istedikleriniz, çalışmak için hayalini kurduğunuz şirketler de var! Peki çalışmak istediğiniz şirketlere tek tıkla ulaşmak istemez misiniz?

Biliyorsunuz iş bulmak isteyenler için en önemlisi, çalışmak istedikleri şirketlerdeki kişilerle nasıl bağlantı kuracaklarıdır… İnsankaynaklari.com sayesinde Facebook profilinizden istediğiniz bilgilerle oluşturduğunuz profilinizle çalışmak istediğiniz şirketlere “şimdi başvur”u tıklayarak iş başvurusu yapabilirsiniz. Diyelim ki çalışmak istediğiniz şirkette bir arkadaşınız çalışıyor. Onun aracılığıyla ulaşmak istediğiniz kişiye “Tanıştırılma talebi” yollayabilir, birinci ve ikinci dereceden bağlantınızın yardımıyla işi siz alabilirsiniz! Bağlantılarınızdan referans ve rozet talep ederek profilinizi sahip olduğunuz özelliklerle donatabilirsiniz. Tamamen ücretsiz bir uygulama olan insankaynaklari.com hem işveren hem de iş arayanlar için yepyeni fırsatlar sunuyor! Siz de insankaynaklari.com’a gelin, size en uygun işi kolaylıkla bulun. İnsankaynaklari.com ile iş bulmak artık daha kolay!

www.insankaynaklari.com



Bir bumads advertorial içeriğidir.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Gurbet!

Pek bir şey yazmayacağım;

Büyükbabamı kaybettik!

Gurbet!
Elimi kolumu bağladı!

Lanet gitsin!
Nur içinde yat çocukluğumun dedesi!

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Almanya'dan Gelen Mis Kokulu Sevgi Dolu Hediyem

Geçen gün yorgun argın eve döndüğümde kapının önünde bir ihbar yazısı gördüm. Üzerindeki Ptt yazısı-Yurt dışı yazınca kalbim güm güm gümledi. Paketin kimden geldiğini o anda tahmin ettim. Sevgili Fulya, bu yazıyı paylaştığında yüzsüzlük yapıp aynısından istemiştim. Malum Türkiye'de nadiren rastladığım farklı ojelere ağzımın suları aka aka bakmaktan pek yorulmuş ve Fulya'ya resmen isyan edercesine hemen yorum yazmıştım. Bkz:



Ve derken dediğim gibi mis kokulu mis yazılı bir paket elime ulaştı. Zarfın üstündeki yazıya hayran kalmıştım ki zarfı ki sanırım zarf denir, bilemedim, açınca zarfı mis bir koku resmen burnuma ilişti. Sonrasında, çok karakterli bir yazı, mosmor bir kağıda yazılı olan o güzel not! 


Acaba bu notu yazarken beni bu kadar mutlu hatta çok mutlu edeceğimi biliyor muydun Fulya diye sormak isterdim. Hı? :)

Yazdıkların, yazın...Çok teşekkür ederim!



Üstelik bana sadece oje değil, gönderdiği bandanayı da yazın sıkça kullanacağım. 

Çok mutlu oldum ve bittabi çok onore edildim!

Bayıla bayıla, gülümsüyorum.

Tekrardan güzel düşüncelerin teşekkür ederim.

5 Mayıs 2013 Pazar

Bütün Dileklerimizin Gerçekleşmesi Dileğiyle


Bugün günlerden 5 Mayıs.
Aslına bakarsanız her gün gibi bir gün. Ama benim için, her sene, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan her akşam, bir sene boyunca dört gözle beklediğim özel günlerden birisidir. Zaten çok nadirdir ben için özel günler. Hayatımda özel dediğim şeylerin azlığından mıdır yoksa bir şeye özel deyince onu kaybetme korkumun çok olmasından mıdır bilemem ama ben pek özel-leştirmek.

Malum bugün Hıdırellez. Vikipedia 'ya göre;

Hıdırellez ya da Hıdrellez (AzericeXıdır Ilyas ya da Xıdır Nəbi), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır.
Devamını okumak isteyen ve gugıl amcaya girip yazmaya üşenen dostlar buraya tıklayabilir.

Detaysal mevzular nedir ne değildir pek bilemem ama benim için Hıdırellez'in - elbet inanç yönünden- manevi açıdan sonsuz bir değeri vardır.

Pek küçükken, annem elimden tutar, nadiren indiğim bahçemize indirir, babamın elleriyle diktiği gül ağacının altına yüreğimden ne geçerse çizmemi isterdi. Ben her ne kadar anlamasam da o zamanki çocukluk aklımla, baba yazar, anne yazar, adımı yazar, şeker yazar, çiçek yapardım. Annem de şekiller çizer, üstüne bir de birşeyler mırıldanırdı. Zamanla bu mırıldanmaların dua olduğunu anlasam da, dilim döndüğünce ben de zamanla 3 İhlas 1 Fatiha 'mı eksik etmemeye başlamıştım.

Annem sağolsun, her seferinde ne çizdiğime bakar, benim kendime sakladığım sırlarımı sabote ederdi.

Akşam ben dualarımın gerçekleşecek olmasının verdiği heyecanla daha heyecanlı uyurdum ve heyecanım her gün daha da artardı. Sabah yine aynı ritüel annemle, el ele bahçeye iner, çizdiklerimizi silerdik. Babamın babası, zamanında çok çektirse de anneme, bize pek sahip çıkmasa da şu anda dualarımı gönderdiğim, dedem pek konuşur canımızı sıkardı. Ama olsun, dileklerim arasında, aile apartmanından kaçıp o çok katlı apartmanlarda yaşamak da vardı. Olmadı ama olsun.

Geriye dileklerimin gerçekleşmesini beklemek kalıyordu. Her gün heyecanla uyanırken, o uyanmalar hiç bir dileğin gerçekleşmemesiyle hayal kırıklığına dönüşüyordu. Olsun. İnancımız tamdı.

Zamanla Hıdırellez'in kurgu olduğunu düşündüm. Hani o ergenliğin verdiği ateşle, yine her 5 Mayıs akşamı bir gül ağacının altına çizdim, yazdım. Birçoğu oldu, olmayanları seneye devrettim.

Zaten o dönemler her şeye inanırken, Hıdırellez'e inanıp Allah'a sığınıp bir umut kapısı aramak.

Bilemem.

Sonrasında, yürekten inanmadığıma inandım, kendimi suçladım, zaten Yaradan'ın verdiklerinin bir nimet olduğunu düşündüm ve her gün yıkadığım ellerimde bulunan beş parmağın sağlam olduğuna şükrettim.

Büyüdüm!

Bu sene de yazdım. Gül ağacı bulamadım bu kocaman binalar arasında. Ben de balkon ipine astım dileklerimi, tıpkı artık umutlarımı pamuk ipliğine astığım gibi. Kendimden öte herkes için diledim, dua ettim, benden öte herkesten beri. Çöp adamlardan insanlar çizdim, altına yazdım isimleri tek tek. Mis oldu.

Geçen sene yazdığım her dileği gerçekleştiren Yaradan'a şükürler olsun ki diyerek ilk kez kendimi geriye atıp yazdım, bu sefer baba yazmadım, çiçek çizmedim ama yine aynı saflıkla yine aynı inançla yazdım çizdim. Hıdırellez Hazretleri aracı olsun da Yaradan nasip etsin.

Tüm dualarınızın, dileklerinizin gerçekleşmesi dileğiyle; Mesut Yar'ın da dediği gibi, "Ederlezi, Hıdırıllez, Hıdır ve İlyas! Allah ne diliyorsanız misliyle versin!"

2 Mayıs 2013 Perşembe

Gülünce Herkes Gelir Ağlayınca Kimse Yok


Gereksizse Söndür - Oğuzhan Uğur

Beni seven sevmeyen herkese gelsin veeeeeee bir de tabisi ki bol kokulu mucuklu sevgiler!!!
Hadi bakalım gençler, GEREKSİZSE SÖNDÜR!

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Hangi İmdat Kolunu Çeksem Elimde Kaldı

Varsa bir hoca hacı ya da ne bileyim falcı falan yani olmadı bir kurşun dökücü bulun da getirin bulun da getirin Allah aşkına! Var mı çare şu çektiğim siktiri boktan şeyleri çekmeme çare?

Görüşmeyeli ne kadar zaman oldu?
En son ne zaman post yazdıysam ondan ötürü, yazmadım. Yolda, otobüste, işte, hastanede, uyumaya meyilliyken, uyumadan düşündüm yazacaklarımı da yazmadım. İçim almadı.

Hafta 7 gün, ben 7 günde 5 kere hastaneye taşındım. Bildiğiniz ama dizi izlerkene çayın yarısını bardakta bırakıp yarısını mideye geçirip haydeee bi yollanalım hastaneye gidelim modunda, üstte tişört, altta eşofman çorapsız ayak biz geldik yeaaa şeklindeydik. Haliyle bizim ev ahalisi de bıktı.

Akşamdan fenalaşmalar, sabah herşey fıstık kebap.Derken, bir gün gittim doktora yine, yaşı başı almış fıstık bir hekim teyze baktı, allerjilerin coşmuş, ciğere sıçrayacak ha dedi. Sıçramasın dedik. Bir liste verdi elimize, babalara geldik resmen. Derken, hayatımı fotosentez şeklinde yaşıyorum. Götümün sevdasına değil, can derdine yaşıyorum.

Yaşamaktan da bıktım.

Artık gözümde yok valla hiç bir bok. Ne iş ne güç ne İstanbul ne de başka bir bok. Darlandım diyordum da ya darlanmanın da cinsi varmış edeplisinden.

Bu arada, Merhamet'i izliyorum, kitabını okumuştum da kitabından pek ayrı, izledikçe içim darlanıyor.
Hayat diyorum, ne orosbu çocuğu hayat. Herkese bindiriyor amk!
Yazık lan, bunlar hikaye roman değil; çok var, hayatta çok var.

Hiç oraya girmeyelim diiii mi ya? Buna da susalım diiii miiii?
Bugün 1 Mayıs mesela! Ona da girmeyelim! Ona da susalım buna da susalım, hayatın her çelmesine susalım, aldırmayalım. İsyan etmeyelim, etmeyelim de adam olalım.

Gerçi adam olduk, adam edelim mi deseydik! La diyorum bazen, hani böyle film başa sarsa, yaptıklarımızı yapmasak yapmadıklarımızı yapsak, hayatı başka tadından yaşasak, ne bileyim hacuuuu işte, farklı bir ortamda farklı ailelerde büyüsek edep ahlak farklı olsa, o zaman daha bir kıyak olur muydu düzen? Bilemezsin ya işte.

Annem aradı geçenlerde, kız kardeşimle yaşıt bir amca kızım var, onu bizim yörenin zengin ailesinin oğluna istiyorlarmış, kız kardeşimle yaşıt dedim ya benden 5-6 yaş küçük. Hayırlı olsun dedik, sonra annem kıyk kıyk güldü artık sana artık aaa dedi yarama tuz bastı, sustum. En büyüğünden bir naaaa-sip çektim. Artık pek de parlak olmayan geleceğime bakıp hayırlısı be dedim ama bu mahalle baskısı arttıkça kaçasım ve mümkünse yurt dışında, yurt dışının en Arizonamsı topraklarında tek başıma öküz besleyerek at sürerek köpeğimle koşasım var falan.

Tabi bunlar ancak ve ancak hatta mümkün olduğunca pembemsi hayallerde olar falan.
Depresyona mı giriyorum yogsam depresyon bana mı girdi?
Yoksa bu her gün 2 posta yediğim iğnelerden mi yogsam o içtiğim allerjik sikimsonik haplardan mıdır?

De yaranın en derinden gelmesi, annem bilem ballı ballı ballı balandırmalı anlatınca her boku. Yetti. Siz benim neler çektiğimi oyyyy dağlar karşıki dağlar hatta cenderme diyesim var birader.

Evimi özledim, yatağımı, yürüyüş yaptığım o uzun sahili ama en çok kardeşimle köpeğimi özledim. Kaç ay oldu onları görmeyeli, hesabını tutamadım. Yeminlen artık ayarım şaştı, pusula Kuzey'i gösterirken ben Güney'e odaklandım resmen. Herşeyim talan duman yalan dolan nanik bok am göt pipi.

Aman ben bugün pek çekilmem, bazen pek sevilsem de.
Hadi kızlar, varsa sizin bilinmez umutların, beraber dinleyelim:


Sıla - Aslan Gibi

12 Nisan 2013 Cuma

Sıçayım şansıma da şans diye bana düşen paya da!

Bu aralar üzerimde bir bokluk var ki hayrola!
Dünden beri böyle resmen birileri kimdir bilemiyorum ama sabrımı deniyor!
Ya sabır!

Dün eve geldim, baktım biraz evi bok götürmeye meyilli, kalk kız Üsturupsuz üşenme kurban olduğum lülülü dedim,giriştim işe. Topladım,düzenledim,çamaşırları makineye atmak için ayırdım,çarşafları değiştirdim,balkonu yıkadım,mutfağı parlattım cifleye cilitbenkleye. Tozları aldım nefret ede ede,her yeri dip köşe süpürdüm,derken, uğursuzluk başladı.
Baktım elektrik süpürgesi zor alıyor,torbasız daha sağlıklı diye aldığım ve bin pişman olduğum makinenin başına geçtim. Siksen açılmayan tozu toplayan hanesi pat diye açıldı. Şanslıyım amk diyordum ki birisi uzaktan şırrakkt! diye nah çekti ve toz hanesi mi her ne bokumsa pat diye piri pak yaptığım halının üstüne laaaaak diye döküldü ve birkaç dakika önce misler gibi tozunu aldığım her yer bombok oldu. Halıların grimsi rengine mi yoksa zar zor sildiğim devasa aynamın üstüne beni her haliyle sil temizle heahyeaobfhyag yazabilecek kadar tozlu olan kısmına mı yanayım!

Ya sabır çeke çeke sil baştan temizledim her yanı. Temizledim ve kimsenin bilmeyeceği her türlü küfrü literatüre kattım. Sonrasında, herşey eskisine döndü. Sadece yerleri silip duşa girip oh misim pakım diyecektim. Ama olur mu?! Haram bana! Nasıl olduysa oldu ağzına kadar dolu olan kendi halinde tezgahta duran ketılıma elim takıldı ve içindeki su hiç dolmamışçasına bütün tezgahın üstüne döküldü, inanın şelaleden bu kadar su akmadı, bir ketıl da bu kadar dolu olmadı.

Derken, orayı temizle derken, anlamsızca gözüm köşede bana bakan çöp poşetine takıldı. Gözümü sikeyim!
Normalde 78379 kg taşıyan Migros poşeti o an orda pamuklaştı ve o çöp halıya! Hay bin kunduz!

Ve düne dair ne varsa, akşam mis gibi duş aldıktan sonra unuttum. Tabi çamaşırlarımı yıkamadığım için de bin pişman oldum, ama fenaydı.
Derken, bugün;

Alışverişe gittik beyle, gitmeseydim keşke, gideydim de giderken giydiğime dikkat edeydim.
Siz siz olun eskimiş kotlarınızı atın, yoksa onlar sizi yarı yolda bırakır ve sizi zora düşürür. Alışveriş boyunca, fark etmediğim eskimeyi eğilince ağ kısmından gelen cıııırt! sesiyle fark ettim. Hay ağzıma sıçsınlar! Allah'tan alışveriş hesabına kurtuldum da beni mi bulur beni miiiii?!

Sonrasında,

Alışveriş sonrasına erteledim çamaşırları yıkamayı, gidip geleceğim fena terlerim zaten hava fena boşver  gülüm dedim kendime, demeseydim iyiydi. Az önce tam makine su alırken, fark ettim de benim makinemin on/off tuşu bozuldu, bozulmaktan kasıt, basınca üzerine çalışıyor da bırakınca geri kapanıyor, yani böyle oturmuyor artık! Oturmasın, amına koduğumun tuşu. Gitsin de ebesine dokunsun. Dedim olsun, makineyi boşaltmaya başladım, makinenin su aldığını unutarak!!!

Su alan pis çamaşırlar, o suların halıya sızması, kocaman koridor halısının ıslanması!

Sabır.

Zıııııtttt dızzzz fızzzzzzzzzzz sesini çıkaran televizyonumdan sonra makinemin bok olması! Bravo! Bu ödül bana ve benim gibi sessizce İstanbul'da tek yaşayan garip insanlara gelsin!

Orayı topla burayı sil temizle derken, duşa girdim çıktım ve bingo!
Sinirden stresten allerji olmuşum! Bildiğiniz ürtiker allerjik! Bütün bacaklarım ve iç bacak denilen o ince kısım resmen kaşı kaşı...

Normaldir, normaldir anam babam beni bulur normaldir.

Sıçayım şansıma da şans diye bana düşen paya da!

9 Nisan 2013 Salı

Bir Dakikada Birçok Farklı Otomobile Sahip Olmanın Yolu Mobilizm

Araç satın almadan araç sahibi olmanın basit ve pratik yeni bir yolu var. Adı Mobilizm, akıllı hareket! Dünyada oldukça yaygın olan araç paylaşım sistemini Türkiye ile tanıştıran Mobilizm, üyelerine özgürlükçü ve esnek bir sistemin parçası olma olanağı tanıyor. Mobilizm’e bir kere üye olan kişi, Mobilizm filosundaki bir çok araçtan istediğini, istediği zaman, her seferinde belge, bilgi, fatura gibi prosedürlerle uğraşmadan kullanabiliyor. Üstelik Mobilizm filosu eğlenceli ve full aksesuarlı şehir otomobillerinden oluşuyor.



Gün ve saat sınırı yok. İnternet üzerinden 7 gün 24 saat sisteme ulaşıp dilediğiniz aracı rezerve edebiliyorsunuz. Aracınızı alırken kimse ile muhattap olmanıza ve prosedürlerle uğraşmanıza gerek yok. Rezervasyonu yaptıktan sonra seçtiğiniz aracın bulunduğu Mobilizm noktasına gidip Mobilizm kartınızla kapıyı açıyorsunuz. Anahtar sizi aracın içinde bekliyor. Size ise sadece otomobilin keyfini sürmek kalıyor.



Siz de akıllı harekete katılmak isterseniz www.mobilizm.com' den üye olabilir, http://www.facebook.com/akillihareket sayfasını takip edebilir, #akillihareket hashtagini kullanarak  Mobilizm hakkında düşüncelerinizi belirtebilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

2 Nisan 2013 Salı

Aşkı İçin Tüm Eczaneleri Dolaşmayı Göze Alan Bu Adam Ne Arıyor?

Ahanda ben! Bu videoyu izlediğim anda nöbetçi eczane aradığım gece aklıma geldi! Ben izlerken çok güldüm çünkü hakikaten biz erkekleri yansıtıyor! Oldukça eğlenceli! Filmdeki adam evden ilk çıkışında çok heyecanlı, sanırım fiziksel aktivite içine girecek onun için bir şeyler arıyor olabilir. Siz anladınız onu. Yuh artık çapkınlık için nöbetçi eczane ararken polise de yakalanılır mı? Sonunda da kız adamın elinde öksürük şurubunu görünce nasıl bir hayal kırıklığına uğramıştır tahmin edebiliyorum. Tavsiyemdir izleyiniz.

http://www.alevlendirir.com/



Bir bumads advertorial içeriğidir.

Havalar Güzelleştikçe...


İstanbul pek güzelleşti maşallah.
İstanbul'dan kastım şehrin dokusundan bahsetmiyorum, neticede kentsel dönüşüm muhabbetine şehrin dokusunun içine ediyorlar, o ayrı. Bu konuda da söyleyecek birkaç sözüm var, unutturmayın.
Ama havalar ısındıkça pek göööözel oldu arkadaş!
Havalar güzel oldukça milletin de kafası da güzelleşiyor, pek anladım.
Dün işe giderken götüne don giymeyi unutan hatunları görünce, üzerimdeki parkadan utandım.
Güzellik merkezlerine gelince, dolu dolu taşıyor, inanabiliyor musunuz, kesim için gittiğim kuaför ancak Perşembe'ye randevu verdi. Kalsın, üstünü başkasına verelim!

Hayır, bu yazın diğer yazdan daha farklı olmasını bekliyor muyum bu güzel havayla?
Hayır. Hatta artık günlerim eskisinden daha heyecansız, daha sıkıcı, daha mala bağlamış, daha kaçıp gidesim şeklinde. Yaza dair planlarımı çoktan yaptım, eve gidip kumsalda uzanıp güneş altında malaklar gibi güneşlenmek ve 74792 tane kitap okumak. Telefon yok, internet yok, hiç birşey yok. Pek ala!

İş stresi, İstanbul zorluğu. Evet, kalsın valla.

Ama İstanbul pek güzelleşti, denize bakınca pek daha iyi anladım. Çok hoş yahu. Ne yapalım, plan yapalım da gezelim arkadaş. Gezelim güzelleşelim!

Sigarayı özledim. Böyle deniz kenarında hafif bir esintiyle mis mis sigaramı içmek, az bitter çikolatamla kahvemi yudumlamak.Ah! Ah'larım yaş ilerledikçe daha da artıyor amına koyayım.

Yaşama fırsatım olmayan birçok gün, hastanede geçirdiğim anlar, hasta yatağında bilincimi kaybetmem, sağlıklıyken iş hayatının stresi, işteyken günü kaçırmak, yaşamı kaçırmak. Siktirip gidesim var da gittiğim yer de sanki ne farklı olacak? Herkes aynı olmasa da ben aynıyım, kendimi değiştirmem gerek sanırım, ama kendimle bir sorunum yok ki benim hacı!

Bugün kendimi değiştirecek kadar kendimi güçlü hissetmiyorum ama o gücü hissettiğimde ses edeceğim.

Velhasıl kelam, geçen hafta karar almıştım, tek tük izin günlerimde İstanbul'da bu kadar güzelken hayatı kaçırmama kararı. Mesela bu hafta, birkaç yere gidip fotoğraf çekeceğim, üç nefeslik ömrümde gitmedim görmedim dememek için. Dememek? Off darlandım, İstanbul'da pek gözeeel ama deeeeeğil miiiii?!

Bahar nezlem başladı bi de, hastalıktan saymıyoruz bunu. Hem zaten, ben hapşurdukça daha bir güzel oluyorum, pek daha bir şirin. Pek daha çocuksu. Zaten hala öyle çocuksu yanlarım olduğundan heralde canım acıyor, insanım ben. İnsanlığını kaybetmiş kişilere yazık.

VE ayrıca, hava güzelleştikçe hormonların kat kat artmasına ne demeli?
Daha sabahın kör saatinde, parklar, bahçeler dolmuş. Hayırlı olsun, aman dikkat.
Abi bu ne iştah, daha gözümdeki çapağı silmeden ben işe giderken, millette ne aşk var, şap şup. Ha bi de sapkın ruhlar pek ortaya çıktı, 15 yaşındaki kızın şort giyip göt baş sallamasına da karşıyım da koca koca adamların böyle torunları yaşlardaki kızlara bakıp hayallere dalmasına da...

Geçenlerde işten gelirken, Allah'tan koşar adım geldim, öküz evladının teki köşe başına geçti ve ardından işediğini gördüm. Mal meydanda değildi ama işediğini görebildim, fıskiyeden!

Avrupa'nın göbeğinde, mahalle arasında! Hepsi bu güzelleşmelerden(!)

İstanbul'u zamanında pek büyütmüşüm ya yaşayınca insan anlıyor, anlıyor ve diyor ki, Ankara'm gibi olamaz!
Ve bugün pek iyi mode:on değilim ya sanırsam ondan bu yazı.

Olsun arkadaş, biz bu hafta yine gidelim, böyle zamanında padişahın baktığı yerden daha çocuksu gözle bakalım!Mis olalım, mis!

Sizleri seviyore canlar! Hepinize sucuklar ve mucuklar!

22 Mart 2013 Cuma

Samimiyet? Sahte?


Blog alemine bakınca pek de eskisi kadar sükseli bir ortam bulamıyorum açıkçası.
Sükseden kasıt kesinlikle şan şöhret para pul değil, neticede atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti bu alemde ama bakıyorum da artık blog dünyasının eski bir havası kalmadı. Bilmiyorum, belki de abartıyorum ama eskiden bloggerlar arasında olan iletişim daha mı güzeldi daha mı samimiydi, neydi?!

Önceden olsa ne bileyim efenim, insanlar nezaketen de olsa bir selam verirdi, bir yorum yapardı falan. Şimdi izlemeye bile almıyor insanlar. Belki o vakitler pek yapmacık pek mikmikti herşey, belki de samimiyet şu an yeni yeni çıkıyor.

İnsanın yazmak isteyip de yazamadığı anlar oluyordu önceden ama artık samimiyetle nasılsa kimse yazmıyor,yorum yazmıyor, okumuyor, boşa kasmayım siktir ya diyor insan. Yalan değil, açık net!
Derdimi, kederimi yazsam kime ne!

Ama önceden öyle miydi?!
Ölüsün de dirisin de iyisin de kötüsün de her bir haltında insanlar sanal aleme inat sanallıktan uzak can olurdu, ama şimdi insanlar millete sarmaktan, ona buna çamur atmaktan başka bir halt yapmıyor, tivit olsun şu olsun bu olsun. Taam arkadaş, biz de zamanında milleti yerin dibine soktuk, dilimizi tutamadık, en afillisinden küfrü de bastık, oh ne iyi de yaptık ama haklıydık.

Şimdi bakıyorum da, blog denilince akla gelen tek şey, kozmetik,giyim,yemek.

Pek de güzel yazıyorlar, ellerine sağlık da önceden blog denilince akla direkt isim gelirdi. Ama dedim ya atı alan Üsküdar'ı geçti, kitabını yazan yazdı, Allah için French Oje hariç, herkes selamını sabahını kesti. Hayırdır?! Hayır, hayra yoralım dert değil; selamını sabahını almasak da olur samimiyetsiz kişilerin ama arkadaş n'oluyoruz?!

Şimdi kaç kişi okur, sesimi kaç kişi duyarbilmem ama;

Buradan tüm gerçek canlara, blogger dostlarıma sesleniyorum, haksız mıyım!

20 Mart 2013 Çarşamba

Sevgilinizin tweet'ini Domino's Pizza kutusunun üstünde görseniz hoş olmaz mıydı?

dominos kafan gider

Sevgilisine ilginç bir sürpriz yapmak isteyenler yaşadı. Türkiye'de sosyal medyanın en etkili markalarından biri olan Domino's Pizza yepyeni bir Twitter projesine imza atıyor. #kafangider hashtag'iyle tweet atan herkesin Twitter nick'i (kullanıcı adı) Domino's Pizza kutularına basılıyor.

Uygulama kısaca şöyle. Twitter'dan veya kafangider.com mikro sitesi üzerinden Twitter hesabınızla bağlanarak (Twitter connect) #kafangider hashtag'iyle tweet atıyorsunuz. Bu tweet'ler arasından gün içinde en çok retweet alan ilk 3 tweet'i sahibinin nick'iyle birlikte site sayfasındaki pizza kutusunun üzerinde görebiliyorsunuz.

2 hafta boyunca sürecek uygulamada, toplamda en çok retweet edilen ilk 3 tweet, atanın nick'iyle beraber Domino's tarafından özel olarak üretilecek gerçek pizza kutularının üstüne basılacak. Ayrıca uygulamaya katılıp, tweet atan herkesin nick'leri de bu özel pizza kutusu üstünde yer alacak.

Bu projenin ödülü de eksik değil tabi. Uygulamaya kafangider.com üzerinden tweet atarak katılan kullanıcılar arasından yapılacak çekilişle her gün 30 kişiye bedava pizza kuponu dağıtılıyor.

Düşünsenize sevgilinize özel bir tweet atıyor ve bunu ona bir pizza kutusunda yolluyorsunuz. Keşke bu proje Sevgililer Günü'nden önce yapılsaydı:)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

12 Mart 2013 Salı

Az Biraz İnsanlığınız Kaldıysa: YETER!

Saat 23:01!
İşten geleli ne kadar oldu bilmiyorum. Hala öksürüyorum. Evde tek başımayım. Seksenler'i izleyemedim,yetişemedim ama Seksenler Belgeseli varmış, biraz bakıyorum. Yazmam gereken raporlar var, gözümden uykum akıyor, hala öksürüyorum. Hala hastalıktan kurtulamadım desem, yeridir. Ailemi de özledim, sevdiceğimi de. Ne zamandır sizlere zaman ayıramadım diye zaten içim içimi yiyor. Bazen istifayı basıp doğaya karışmak istiyorum, ne bileyim böyle yaban hayata merhaba falan mı desem, belki o zaman kalitesiz, haysiyetsiz, namussuz, gereksiz, ezik insanlardan kurtulurum!

Çok fazla beni taklit eden insan(!) ortaya çıkmaya başladı, resmen siktirecekler  belalarını. Bu kadar mı ezik olunur yahu! Gerek feyste gerek blog aleminde gerek benim nickimle alınmış boktan sitelerinde gerekse tivitırda hesaplar açarak bok bok eziklik yapan insancıklar. Ulan Allah'ın belaları benden önce aklınıza geleydi de alaydınız bu nickneymi! Hoş sizin aklınızda yok gavurun dölleri!

Sinirden geberiyorum!

Çok sinirleniyorum, insan(!) evladının bu kadar ucuz olması! Ya sabır diye diye. Alttan ala ala. Grupta, tivitte,özelden mesaj da "ben değilim o, çakma, engelleyin" diye diye gına geldi de sizin vicdanınız yola gelmedi mi? Arkadaş gelin bana, yaratıcı olamıyorum, sıkıntım var, isim bulamıyorum, ben eziğim şana şöhrete ihtiyacım var deyin, canımı yiyin. Size yardımcı olayım, kendimce, haddimce destek vereyim ama yapmayın bunu! Sizi burada rencide ettirmeyin illa da isim vererek!

Hayır, ben alt tarafı bir yazarım, kendimce yazıyorum, çiziyorum. Adım sanırım pek popüler olabilir, kendimce bir çevrem, sağolsun sevenlerim olabilir de bu eziklik nedir arkadaş! Yapmayın!

Hani taklitler aslını yaşatır ya, daha ölmedim delirtmeyin beni!

Bundan sonra, taklit edenleri Marka Hakkına Tecavüz Suçu'ndan mahkemeye vereceğim. Bu yüzden benim adımı, lakabımı kullanarak bokbok Damak Üsturupsuz Yazar, Üsturupsuz Yazar'ın Ortağı, Has Üsturupsuz ya da Üsturupsuz gibi hesap açanlar ve dahaları kendilerini korusunlar. Daha da birşey demiyorum, bu son sözümdür.

Saygılarımla,

ÜSTURUPSUZ YAZAR

5 Mart 2013 Salı

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.
Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

19 Şubat 2013 Salı

Çekiliş: Makyaj Kelebeği


Her ne kadar böyle ciciş çekilişlere pek katılmasam da bunu pek bir beğendim, benim olur mu bilmem ama hanisi fena hoşuma gitti, renkler falan. Aaa siz de katılmak isterseniz, Makyaj Kelebeği 'ne bir uğrayın derim. Öperim beybiler.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Düğünler Kadınların Birbirini Kıskanıp Tırnaklarını Sakladıkları, Zehirlerini Saçtıkları En Güzel Yerdir


Küçükken düğünlere gitmeye bayılırdım. Her düğüne giderken süs püs olduğumdan mı yoksa ailecek yapılan nadir etkinliklerden midir bilemem. Belki de her düğün,nişan,sünnet muhabbetine yeni ayakkabılar, kıyafetler alındığından mıdır? Aslına bakarsanız, şu an düşününce o günlerdeki en önemli şeyin heyecan olduğunu yavaş yavaş kanıksıyorum. Lakin o vakitler benim için çalgılı çengili merasimlere katılmak her şeyden daha bir önemliydi. Hoş, benim merasimlere katılmam pek bir anlam ifade eder miydi, sanmam ama çocuk aklı işte, pek sevinirdim.

Hatırlıyorum da şimdi, dayım evlendiğinde ilkokul 3'e başlamıştım. Nisan ayından olduğundan belli, resmi törene katılamamıştım. Malumane biz başka şehirde ananemler ise Ankara'daydı. Maaile herkes Ankara'ya gitmiş, beni hiç de sevmediğim halama bırakmışlardı, okulumdan uzak kalmayayım diye. Okul kimin umurundaydı ama işte annemin inadı, onlarla gidememiştim.

Halamda kaldığım o birkaç gün sanırım hayatımın en boktan, en aciz günleridir. Hala halamın elime kocaman bıçağı tutuşturup ZORLA sarmayı minik parçalara ayırarak yedirdiğini unutmam. Kendisi Buckingham Sarayı'nda büyümüş, efenim sanki dadılarla büyümüş gibi beni kuzenlerimin ve enişte beyin yanında küçük düşürmesi ise cabası. Neticede, terzi kızıydı halam. Biz gibi insan. İnsanlığından şüphe duymuyordum o günlerde ya, çocukluk. Derken, işkence bitmiş ve babam gelmişti.

Hiç unutmam, sınıfın kapısını çalmış, ilk aşkım saydığım öğretmenimden izin almıştı. Ah ne heyecanlanmıştım!

Sonrasında, ilk otobüsle Ankara'ya yola koyulmuştuk. Otobüsümüzün yolda kalması, başka bir otobüsü beklememiz, Ankara'ya 8 saatte gitmemiz bile heyecanımı bastırmamıştı. Neticede, dayım evleniyordu. O zamanlar, dayı demek çok farklıydı, candı, kandı! Herşeydi. Dayı deyince, bu yazımda kendisinden bahsetmiştim, dayım işte, evlilik öncesi ve sonrası dayım. Beni omzunda büyüten, babam bizi terkettikten sonra ise bana piç diyen dayım.Mevzuyu uzatmadan, dayım evlenecekti, ulan sanki ben evleniyordum.

Ananemlere varır varmaz, ilk sarıldığım kardeşimdi, sonra pamuk ananem- Nur içinde uyu! - Ve bittabi sonrası herkes. Ulan dayım evleniyordu! Çok heyecanlıydım!

Ertesi gün, alışverişe çıkacağımız için o kadar heyecan yapmıştım ki, bütün gece annemi uyutmamıştım, ne giyecektim, ayakkabım nasıl olacaktı, peki ya saçım? Hatırlıyorum, saçlarım o senenin modası küttü. böyle öne doğru uzayan ama arkası biraz kabarık gibi. Fotoğraflara bakınca,pek de yakışmış doğrusu.

Ertesi gün olmuş, hep beraber Kızılay'a inmiştik. Annem, kardeşim, rahmetli kuzenim, onun oğlu.

Önce adettendir, iner inmez otobüsten mis simiti yemiştik. Hatta sonrasında, biraz da yolluk almıştık.
Ve sonrasında, alışveriş. Çok güzel olmalıydım, dayım evleniyordu. En güzel ben olmalıydım, mal kuzenimden güzel olmalıydım.

Annemin amcası, ki şimdi kendisine Yaradan yardım etsin, çok hasta, bana ciciler hediye etmişti, parlak, simli ayakkabılar. Ve hayatımın elbisesi. Ankaralılar bilir, bir dönem Ankara'nın en taş mağazası. Libas Bebe'den kabarık, tüllü, renk renk elbise almıştık. Kardeşime de benzer şeyler almıştık, küsmemeliydi.

Ulan dayım evleniyordu.

Kına gecesi için hazırlık vaktiydi.

Evde kaç kişi vardı bilmiyorum ama sayarsak; ah çoğu Rahmetli oldu! Allah'ım!

Ananem, dayım, annem,babam, kardeşim,annemin yengesi,teyzesi,amcaları,ben,benle yaşıt kuzenim,diğer yengesi,dayısı,büyük kuzen abilerim,ananemin halası,gelinleri,torunları...

Ailem. En azından 30 kişi. Olsun, düğün vardı, kalabalık olurdu, onca ev vardı, herkes orda olmalıydı.
Akşam salona örtüler serildi, kuruyemişler poşetlendi, içine maddi değeri olmayan bilinmez ülkelerin paraları kondu. Esprisi olsun diye. Bozuk paralar tüle bağlandı.

Hazırlık tamamlandı, hem gülündü hem eğlendi.

Kına, nikah, düğün derken...

Dayım evlendi.

Çok mutluydum, düğün harikaydı, yemekler, para kapmalar, göbek atmalar. Ve ben ayrıca çok güzeldim. Harikaydı her şey.

Evlendi ve her şey değişti.

Ertesi sene babam evi terkedince, dayım ve her şey değişti. Dayım, can dayım gitti. Yerine, aksi, lanet bir adam geldi. Ve düğün son gündü.

O günden sonra, düğünlerden nefret ettim. Düğünler bana yapay, saçma ve ara bozucu geldi. Elimden geldiğince gitmedim hiç bir düğüne. Kendim için bile düğün istemiyorum bundan ötürü.

Ancak;

Geçenlerde bir düğüne, zoraki.Emri vaki üstüne, iş çıkışı. Üstümde hiç de düğüne uygun olmayan kıyafetler, zaten pek de anlamış değilim neden düğünlere öyle pek şaşalı normalde giymeyeceğimiz kıyafetleri giyerek gittiğimizi. Her neyse işte, gidiverdik pıt diye düğüne. Sırf gönül koymasın diye kayınbaba gidiverdik.

Mahalle arasında pek tıkış tıkış bir düğün salonuydu gittiğimiz yer. Küçücük masalara sıkış tıkış insanlar oturmuş, pistte davul zurna yan yana binlerce kişi. Halay ortamı. Pek tarzım olmasa da insanların neşeli anını paylaşmak adına izledim sesim çıkmadan. Sonrasında, insanların yüzlerini izlemeye başladım. Herkesin yüzünde zorundalığın vermiş olduğu bıkkınlık, kimisinde aman pasta gelse de yesek ifadesi ve çoğunda olmazsa olmaz, dedikodu yapayım, fesatlığın dibine vurayım durumu.

Zaten düğünleri sevmemek için 3 neden say deseler, en başta insanların düğüne mi yoksa dedikoduya mı geldiğini anlamıyorum, amına koduğumun akrabaları diyebilirim.

Düğün ortamı boktan, dağıtılan birer bardak kolalar boktan, tabaklara konulan hanımeller kurabiyesi de herşeyden boktandı. Neticede düğün benim olmadığından, kıskançlık sanmasınlar diye, sustum. Kibarlıktan gelin damada gidip de selam verelim, tokalaşalım dedik. Demez olaydık, üzerine geçirdiği, perdeden bozma gelinlik ve suratındaki pembe mavi makyajla suratsız geline hayırlı olsun demek zorunda kaldık. Nezaketen elini bile uzatmamakla birlikte yanındaki fıstık çocuğu da hak etmedi bence.

Tabi insanlara karşı ön yargılı olmamak gerek bilirim de yok böylesi. En azından bir gülümse bir bak. Yok.

Düğün boktandı, belki de kız ona içerlemişti. Belki de kaynanasıyla sıkıntı vardı ama ulan düğün onundu. Biraz gülümsemek gerekti.

Sonra geline baktım damada. Sonrasında mahalle arasında tepişen insanlara. Ve bir kez daha nefret ettim düğünlerden. Zamanında düğünlere gitmeme sebebimi benim değil ya baaaane hacı bahanesiyle savsam da başımdan artık yaş kemale erdi, olmuyor hacı.

Ama geçen düğünden sonra, bakınca; yok, düğünler bana göre değil, pek de tarzım değil, bahanesiyle...

Bana sorsanız, nedir hayalin diye, hayattan pek bir beklentim kalmadı ama yine de hayalimin düğünü, olacaksa dibe vuralım olmayacaksa olmasın. 

Yoksa ha nikah ha düğün, hepsinde bol dedikodu bol yalan.

Şu zamanda insanların mutluluğunu paylaşacak nadir insan kalmışken, dedim ya ha nikah ha düğün.

11 Şubat 2013 Pazartesi

Senin Sesin, Senin Hediyen!


Sevdiğinize mesajınızı kendi sesinizle yollayabilseniz güzel olmaz mıydı?

SesiniVer.com bize bu fırsatı sunuyor!

Sitedeki birbirinden güzel kartlardan birini seçtikten sonra isterseniz yazı yazabiliyorsunuz. Ama en önemlisi yazı yazmasanız bile karta sesinizi ekleyebilirsiniz. Nasıl mı? Tabii ki QR Code teknolojisiyle.

İki seçeneğiniz var, dilerseniz site üzerinden canlı canlı kaydedebilir, isterseniz önceden kaydettiğiniz sesinizi ekleyebilirsiniz. Bu arada sadece sizin sesiniz olması gerekmez, 2mb’ı geçmeyecek büyüklükteki herhangi bir ses dosyasını yollamanız mümkün. Eşinize yolladığınız kartta ilk dans müziğinizin olması hoş olmaz mıydı?

Sesli kartın çok uygun fiyatlarla iki çeşidi var. Biri bildiğimiz kartpostal, diğeri de e-kart. E-kartı seçerseniz, kartınız e-posta olarak hem size hem de e-posta adresini verdiğiniz kişiye gönderiliyor. Üstelik anında! Kartpostalı ise iki gün içerisinde hazırlayıp, teslim edebiliyorlar.

Bu arada kartı isterseniz doğrudan sevgilinize yollayabilirsiniz. Ya da önceden kendinize yollatıp hediyenizin yanına da ekleyebilirsiniz.

Ödemesi de gayet kolay! Havale ve PayPal ile ödeme yapabiliyorsunuz. Dilerseniz 5 TL fark ödeyerek kapıda nakit veya kredi kartı ile ödeme seçeneği de mevcut.

En ilginç hediye sizinki olsun istiyorsanız veya aldığınız hediye içinize sinmediyse bu kart tam size göre!

Detaylı bilgiler için aşağıdaki linkleri takip edebilirsiniz:

SesiniVer.com
https://www.facebook.com/sesiniver
https://twitter.com/sesiniver




Bir bumads advertorial içeriğidir.

1 Şubat 2013 Cuma

Nasılsa Herkesin Evladı Var - Görüp Göreceği Bu Dünyası!


Yeminlen ben bu insanları anlamıyorum, anlamak için onlar kadar şerefsiz olmak gerek sanırım.
O kadar sinirliyim o kadar gerginim ki, yetmez ya ha bire daha da geriliyorum. Ya sabır demekten bile yoruldum böyle hiiiiiiiyoooooooooooooooo deyip dalasım, ana avrat dümdüz gidesim var ya tövbe!

Zamanında bizimkiler ayrıyken, klasik toplum baskısı ya, annemgiller taraf, sözüm ona bizi düşündüğünden anlamsız bir koruma tavrına büründü. Dedim ya, klasik toplum baskısını sözüm ona elalem ağzından ay şugil teyzen bunu der,bugil amcanlar da böyle düşünür bokluğundan kendi kendilerine olmayan mahalle baskısını üzerimizde kurmaya çalıştılar. Sırf bu yüzden, canım annem bütün zorluklara göğüs gerip sıfır akrabanın olduğu bir şehirde büyüttü bizi.

Tabi annemgil tarafı bunu desteklemek,tebrik etmek ya da hiç birşey yapmayıp o sıçtığımın ağzını kapatmadı bile. Aksine bıkbık olmayan şeyleri söyledi, zaten olmayan huzurumuzu bozmaya, fitne fesat yüreklerini, girmiş de çıkmamış dertlerini bize çektirmeye çalıştı. Buna rağmen, biz saygıdan mıdır yoksa el mahkumluktan mıdır nedir bir güne bir gün ağzımızı açıp pof demedik.

Gel zaman git zaman, aile büyükleri hayatını kaybetti. En çok acısı bize işledi.

Buna rağmen, yine en gavur torun ben, en asi evlat annem oldu. Kardeşim ise cabası. Neyse dedik, herkesin evladı var dedik, Yüce Makam'a havale ettik.

Tabi bizim okullarda okumamız, mis gibi ünvanlar,rütbeler almamız da battı birilerine. Hep gizliden gizliden kinlerini kusmaya çalıştılar; çoğu zaman ağladık üzüldük de pes etmedik.

Derkeeeen;

Bugün annem aradı. Kızım feyste fotoğrafım var ya hani sizinle çekindiğimiz, onu bir kaldır dedi. Hayırdır inşallah diye sordum, sonra söylerim diye geçiştirdi. Üsteleyince söyledi:

Dayınlar, dedene gösterip "Bak senin kızına,torunlarına internette kendilerini sergiliyor" demiş. Deden de yaşlı adam ağladı, üzüldüm kızım dedi. Dedi de benim o an elim ayağım buz. Şeytanın kulağını çınlattım da Tamam anne,üzülme sen dedim. Dedeme kızamam ki o hep naifti, her daim sessiz.

Düşündüm nereden gördüler diye, hayır sanki görseler ne olur, ne tür fotoğraflar ki bunlar sergilemek sözüyle kullanılsın! Alt tarafı deniz kenarında yürüyüş yaparken, ailecek çektirdiğimiz bir fotoğraf. Ama zihniyet! Annemin fotoğrafını önce babasına, sonra dedeme gösteren 13 yaşındaki dayı oğlunun da günahı yok, bu zihniyet onun değil ki, nasıl eğersen öyle yetişir!

Dayımı arayım dedim ama unutmuştum, umreye gitti pek sevgili eşiyle!

Allah kabul etsin tabi, günahlarından arındırsın da, giderken helallik istenmez miydi bildiğim?
Gerçi helal eder miyiz o da pek ayrı. Etsek de Allah eder mi?!
Bu zihniyetle yapılan ibadet yerine geçer mi?

Ama yok ben biliyorum dertlerini, zamanında ayrıldı diye baskı yaptıklarını annemi sindiremeyince, babamla barışınca neden sindirsinler? Oysa annem susaydı, siz haklısınız deseydi, biz de onlara el pençe divan duraydık! Olurdu olurdu. Kendi yeğenine piç, ablasına sokak kızı yetiştiriyor diyen adam ibadet etmeye gitsin. Allah'ım da kabul etsin, yürekten diyorum etsin. Nasılsa herkesin evladı var, herkesin görüp göreceği bu dünyası!Diğerine gerek yok!

28 Ocak 2013 Pazartesi

Benim İçin Aile 3 Kişilikti Oysa...


Kaç yıldır ailemden ayrı yaşıyorum, sanırım 10 sene oldu. Üniversite için çıktığım o eve bir daha giremedim. Gerçi zaten 10 sene içinde kaç ev değiştirdik, söylesem aklınız hayaliniz şaşar. Ancak benim için ev, üstü kapalı bir mekan değil tabii ki. Annemin ve kardeşimin olduğu her yer benim için evdi. Bazen tek kişilik bir ranzada 3 kişi yatmak, bazen de 2 kişilik otobüs koltuğunda 3 kişi oturmak, bazen de yanmayan sobaya inat battaniye altında sarılarak ısınmak. Aile kavramı yıllarca bu oldu benim için.

Üniversiteye gitmek için evden ayrılırken, annemin kapı önünde ağlayarak beni yolcu etmesi.

Sonrasında, tek kalmam.

O an aslında anlamıştım artık her şeyin aynı kalamayacağını.

Üniversite yıllarım boyunca tek yaşadım hep. İster buna kimseyle anlaşamaz bu kız deyin, isterseniz oh keyif çatıyor haspam. Oysa ben tek başıma rahat yaşama düşüncesinden ziyade, tek başıma kalıp ailemi özlemeyi tercih ettim. O dönemde hayatın bana neler göstereceğini bilememekle birlikte daha bir saf bakıyordum hayata, büyümemiştim.

Üniversite biter ve sonrasında iş hayatı derken...

Her daim yalnızdım. Gerek Ankara'da gerek Adana'da. Sonrasında, ne zaman İstanbul'a geldim Sevdiceğim yanımda oldu ama işte bir yanım...

Yine ailem yok.

Geçen bunca zamana rağmen alışmam gerekti oysa;

Yokluğuna alıştım sandığım, oysa her zaman özlediğim babam gelene dek.

20 küsür sene sonrasında eve dönüp sanki manava gitmiş de yolunu kaybetmiş gibi davranan babam.
Yanlış anlaşılmasın, bir yanım hep O'nu özledi, kendime bile itiraf etmeden. O ayrı ama böyle bazı bazı rahat tavırları, aile içinde cancan davranması.Ben baba nasıl sevilir hiç bilemediğimden, tuhaf geliyor işte.

Derken geçenlerde babam geldi, birkaç gün ben de kaldı hatta. Tıpkı normal baba kız gibiydik bu 3 günde.  Hayatımda hiç baba kız olmamıştım, çok tuhaf geldi. Beraber televizyon izledik mesela, meyve yedik, babam soydu hatta, ve hatta babam işten aldı beni, beraber yemeğe gittik, kahvaltı yaptık, sabah babam uyandırdı öncesinde, ben ısmarladım, o kadar büyümüş müydüm?! Yıllar ne çabuk geçmiş, amk!

Sonrasında, babam gitti.

Giderken gittiği günden daha beter, yıllar öncesinden daha beter hem de içim dağlandı.

Oysa, ben yıllardır ailemden ayrı yaşamıyor muydum? Ne olmuştu?!

Sanırım giderek yaşlanıyorum ya da büyüyor kıymeti daha çok biliyorum! Ailemi daha daha özlüyorum.

Oysa benim için aile kavramı böyle değildi ki! Ben sağlıklarına duacıyken, bu haller.

Gittikten sonra babam, hayatımda ağlamadığım kadar hıçkıra hıçkıra gidişine ağladım. Annemi, kardeşimi, oğluşumu göremediğim için daha da içlendim, sarıldım Sevdiceğime. Daha da ağladım.

Zaten ne zamandır ölmekten korkarken...

Onlara birşey olmasın da ben ağlamaya razıyım!

Ama bu mesafe, bu gurbet.Anasını satayım!

14 Ocak 2013 Pazartesi

Ömrüm Milletin Götünü Toplamakla Geçiyor


Bugün yine her gün gibi bol ağrılı bir gündü. Zaten uzun süredir her güne çok ağrılı, bol sancılı uyanıyorum. Uyandığım her güne lanet ediyorum ve sonra yine la havlemi çekip kalkıyorum yataktan. Yataktan ben yerime cesetim kalkıyor ya, olsun. Duvarda asılı duran minik köpüşümün resmine bakıyorum, sonra kardeşcağzım WhatsUp'tan birşeyler göndermiştir diye bir umut WiFi'ye can veriyorum. Göndermişse ekranı içime sokup kokluyorum, sonra gözümdeki yaşı silip güne başlıyorum.

İşte her günüm böyle aynı, aynı sıkıntıyla başlıyor.

Ama bugün daha mı bir bol ağrı vardı,anlayamadım. İnsanın uyurken bile sancıyla uyanması kadar siktiri boktan bir şey var mıdır? İçtiğim ağrı kesicilerin sayısını arttırmak, varolan ağrımı daha da mı arttırıyor bilmiyorum ki ve dahası artık hastayım demek bile...Ben gencim daha.Oysa yaşamam gerek ne güzel anlarım olmalıydı. di'li geçmiş zamanda konuşmak ne acı.Daha yaşım kaç ki?

Yaşamadan geçen her anı bir gün yaşayacağım inancıyla her güne daha da sarılacağım.

Bu söze inanmayalı kaç ayım geçti acaba? Yaradan'a isyan etmeyelim, dermansız dert vermesin de ne zaman dertler,kederler,acılar vesaire'ler ne zaman bitecek be kardeşim?!

ÜSTÜNE ÜSTLÜK bir de saçma sapan gereksiz insanların mikmiklerini çekiyorum ya, ulan Rıza!

İş yerinde ast üst ilişkilerinin boku çıkmış ya herkes birbirini kayırmaca.
Ulan bu kadar ulu orta ağzımıza sıçmayın be.

Kadın milleti, verilen gücü zaten nasıl da gözüne gözüne soka soka kullanıyor ya pes be abicim pes!
Yalakaları geçtim de insanlar nasıl da göt yalamaya meraklı, hala pek anlamış değilim. Kaç senedir bu mesleğin içindeyim de insanlardaki bu göt korkusu!

Yazıklar olsun.

Aynı okulu olmasa da aynı bölümü okuduğum, zamanında belki de onlardan daha çok kalem sallayıp dirsek çürüttüğüm insanların sırf benden önce iş yerine gelmiş olmaları onları meslekte daha mı deneyimli yapar, bu da 4/4'lük bir yarışma sorusudur. Cevabı da belli, pek aşina.

Ama artık hele de bu kadar acıyla,sıkıntıyla,dertle,kederle saçma sapan şeyleri çekip iş yerinde geçen 8-10 saatimin boka sarması. Bok.

Zamanında kime ne verdilerse hala çıkaramıyorlar, bu da pek aşikar.

Koy götüne.

Ve bunun haricinde, en can dostuma canım sıkılıyor. Pek de güzel gitmeyen günler geçiriyor O da ben gibi. Gerçi O'nunkisi daha bir farklı. El içine çıkmadan derdini bilemezsin dert annem. Anlıyorum caaağnıııım sanıyor insan da, o moda girmek pek de bir farklı.

Can sıkıntısına sebep olan şey, yine bir bağyan O'nun da.
Zaten nedir bu bizim birbirimizden çektiğimiz kardeşim?! Çamır atmadan birbirimize, nispet etmeden biraz kendimizi idare etsek, zor mu la!!!

Derdi kederi cağğğğğnımın, bebek. Olmuyor, olamıyor. Bir kaç senedir evli olmasına karşın, eşi ve ailesi hayvani bir tutkuyla bebek istiyor, haliyle bu da istiyor da olmayınca olmuyor, zamanı gelmemiştir, vardır zamanı,hayırlısıyla falan diyoruz da işte desek de insan acaba diyor. Dedikçe yiyor ve şişiyor canım. Doktorlar stres yapma dese de kolay mı hacu? Ve bunun da 2 tane dosta düşmana vermeye görümcesi var 1'er arayla çat diye evlenen. Ve çat diye aniden korunmalarına karşı hamile kalan!

Bir insan neden durduk yere korunuyoruz ama işte Allaaaaaah verdi ayyyy alınmadın diğğğ mi? diye sorar ki. ,Sormuş işte çat diye evlenenlerden biri. Sürtük karı. Eminim korunmamıştır, sırf adamı bağlamak için o 3 kuruşluk aklıyla yapmıştır diye düşündüm. Söyledim de. Söyledim söylemesine de ağlamasını engelleyemedim ki! Öyle bir ağladı ki yüreğim dağlandı.

Olsun dedi, Allah anasıyla büyütsün!

Ben de farklısını düşünmem, bebek neticesinde. Ben de istiyorum bir gün anne olmayı ama hanisi böyle yaraya tuz basa basa olur mu?!

Ama işte eminim o yavşak ağızlı durmayacaktır.

Zaten enişteye de pes dedim! Saçma sapan laflar etmiş, Allah ne diiiiiyiiiiim!

Yani anladım ki, herkesi sınıyor bu aralar Yaradan!

Bir İnce Ses'in de dediği gibi, bu aralar herkes pek bir mutsuz!

Mutlu olan varsa da tütütütütü!Bin maşallah. Ama ben işte, durum malum. Hayatım siktiri boktan insanlar yüzünden her şeye tahammül etmekle geçiyor.Ve bittabi ağrılara dayanmakla.

O bu değil de; ailemi görmeden, minik patileri öpmeden bir gün uyanamamaktan korkuyorum.

Daha gencim ben, yaşayacaklarım olmalı, yaşamadığım kadar güzel.

11 Ocak 2013 Cuma

Gecenin Titreşimini Onunla Birlikte Hissedin!



Gece, yatak ve seksi bir kadın... Telefonun ve Durex’in de varsa tamamsın. Aşk hayatına biraz heyecan katmak isteyenler videoyu mutlaka izlesin! Videoda Durex kızı Alina zıplıyor, yatağı da odayı da sallıyor. İzlerken bile titreşimi hissetmemek elde değil. : )

Eğer bu deneyimi bizzat yaşamak istiyorsanız, oluşan titreşimlere göre yataktaki performansınızı ölçen Sexmograf uygulamasını buradan indirebilirsiniz: https://itunes.apple.com/us/app/sexmograf/id507055633?mt=8
Yapmanız gereken tek şey uygulamayı açıp telefonu yatağa koymak... Gerisi size kalmış!

Ayrıca Sexmograf için bir de keyifli bir oyun hazırlamışlar. http://www.durexsexmograf.com/ adresinde oynayabileceğiniz oyunda, parmakları çalıştırarak odayı sallıyorsunuz; sonunda da Alina’nın sürpriz videolarıyla karşılaşıyorsunuz. Ne kadar tık, o kadar yüksek performans... Kısacası performansına güvenenler Sexmograf’a!

Açıkçası Durex’in daha neler yapacağını merak ettim... https://www.facebook.com/Durex.Turkiye adresinden takip etmekte fayda var.

Bir bumads advertorial içeriğidir.